">" alt="reklam" width="160" height="600"/>
" alt="reklam" width="160" height="600"/>

SON DAKİKA

Medya Hatay

HATAY’LI EĞİTİMCİ DOÇ.DR. MUSTAFA ÇAKIR İLE SÖYLEŞİ

Bu biyografi 05 Kasım 2017 - 14:13 'de eklendi ve 1.903 views kez görüntülendi.
HATAY’LI EĞİTİMCİ DOÇ.DR. MUSTAFA ÇAKIR İLE SÖYLEŞİ

Medyahatay Gazetesi’ni ziyaret eden Marmara Üniversitesi, Atatürk eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği Anabilim Dalı başkanı Doç. Dr. Mustafa ÇAKIR ile ilerde düzenlemek istediğimiz Hatay Bilim Kongresi ile ilgili konuşma fırsatımız oldu. Ayrıca kendisiyle bir de röportaj yaptık. Nezaketinden dolayı kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Öncelikle kendinizi bize tanıtır mısınız?

Memnuniyetle. 1976 Antakya doğumluyum. İlk ve ortaokulu Antakya’da bitirdikten sonra Liseyi Gaziantep Fen Lisesinde yatılı olarak okudum. Sonrasında Gazi Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği Bölümünden mezun oldum. Dört aylık kısa bir öğretmenlik tecrübem sırasında MEB Yurtdışı Lisansüstü Eğitim Bursunu kazandım. Yurtdışına doktora için gittim.

Doktora sonrasında 2006 yılında eşim Gülşah Derya Hanımla tanıştıktan sonra aynı yıl evlendik. 2007 yılında oğlumuz Mehmet Efe ve 2012 yılında da kızımız Zehra Dünya’ya geldi.

2

2008 yılında Avustralya Hükümetinden aldığım araştırma bursu ile 6 aylığına Melbourne şehrindeki Royal Melbourne İnstitute of Technology Üniversitesinde misafir araştırmacı olarak bulundum. 2012 yılında Yükseköğretim Kurumu bursu ile Kanada’da University of Saskachewan’da misafir öğretim üyesi olarak çalıştım. 2008 yılında Yrd. Doç. Dr. ve 2012 yılında Doç. Dr. ünvanlarını aldım. Bu yılın Aralık ayı itibari ile Prof. Dr. ünvanı almak için gerekli tüm şartları sağlamış olacağım.

Halen Marmara Üniversitesi, Atatürk eğitim Fakültesinde Biyoloji Öğretmenliği Anabilim Dalı başkanı olarak görev yapmaktayım.

Yurt dışına nasıl çıktınız? Devlet desteğiyle mi yoksa özel müracaat yoluyla mı?

1997 yılında mezun oldum. Aynı yılın Kasım ayında MEB’in yaptığı Yurt Dışı Bursu için sınava girdim. Yurt dışı Lisansüstü Sınavı diye YLS adında bir sınavdı. O sınava da girdim. O zaman sınava girerken üniversite tercihinizi yapıp giriyordunuz. Benim ilk tercihim Marmara Üniversitesi oldu. Diğer tercihleri de yapıp sınava girdim. Yanlış hatırlamıyorsam Şubat ayında sonuçlar belli oldu.Bende MEB Bursunu kazanıp yurt dışına Amerika’ya gittim.

İngilizceniz yeterli miydi? Yurt dışına okumaya, hatta yüksek lisans, doktora yapmaya gidiyorsunuz nihayetinde. Sınavı kazanmak yetiyor muydu. Sonraki süreç nasıldı?

O işin en zor kısmıydı. Belki eğitim öğretim hayatımda bir çok araştırmaya, yayına imza attım, bilimsel Türk ve yabancı bir çok dergide makalelerim yayımlandı, o makaleler referans gösterildi ama ben asıl başarımın, İngilizceyi bize verilen kısa sürede öğrenme başarım olduğunu düşünürüm.

Yabancı dil seviyem sizinde tahmin ettiğiniz gibi evet çok düşüktü. Sınavdan sonra MEB bize 1 yıl süre verdi. O bir yıl içerisinde TOEFL sınavını geçecek ve Amerika’da ki bir üniversiteden kabul alma hakkı kazanacaktık. Burs alma şartı içindi bu. Dolayısıyla Şubat ayında İngilizce çalışmaya başladım. ODTÜ’de bir kursa gittim. Haziran ayında TOEFL sınavını aldım. Hazırlık süreci vs. derken 01.01.1998 yılında Amerika’daydım.

1

Amerika’yı siz mi seçtiniz?

Kısmen evet. Şöyle, sınava girmeden önce tercih kitapçığı vardı. Mesela Marmara Üniversitesi Biyoloji Bölümü için 2 kişi istiyor. Ama “birini Amerika’ya birini İngiltere’ye göndereceğim”, diyor. Örneğin başka bir üniversite de diyor ki: “İki kişiyi İngiltere’ye göndereceğim” gibi. Bu şekilde. Ben Marmara Üniversitesi’ni tercih etmiştim. İki arkadaş kazanmıştık, “Nereye gitmek istiyorsunuz?” diye sordular. İkimizde “Amerika” demiştik ama benim puanım ondan fazla olduğu için ben Amerika’ya oda İngiltere’ye gönderilmiş oldu.

İlk başlarda iletişim zorluğu yaşadınız mı?

Biz oraya TOEFL sınavını geçerek gittik. 1 Ocak’ta gittim, 7 Ocak gibi dersler başladı. İlk zamanlar için teorik bilgilerim vardı, hocalar çok temiz İngilizce konuşuyorlardı bundan dolayı derslerde çok zorlanmıyordum. Ama dersler dışında günlük hayatta bu böyle değildi. Dışarıdaki insanlarla anlaşmak zordu… Sokak aksanı benim kulak aşinalığımdan farklıydı.

İlk 8 ay kampüs evlerinde kalmıştım. Lisansüstü eğitim alan öğrencilerin için kampüste yapılmış evler, orada kalmıştım. Alman, Çinli ve Amerikalı ev arkadaşlarım vardı. Dolayısıyla uluslararası öğrencilerin çok olduğu bir yerdi. Alışmam kolay oldu. 8 ay sonrada başka bir Çinli arkadaşımla eve çıktık. Türklerde çok vardı, özellikle mühendislik alanında. Ben dil problemi olmasın diye, yabancılarla aynı evde kalmayı tercih ettim. 8 ay sonrasında gayet rahattım, ilk 2-3 ayda pratikten kaynaklanan bir zorluk oldu ama 8 ay sonrasında çok rahattım, kampüs dışına yabancı bir arkadaşla eve çıkabilecek kadar.
Katıldığınız seminerler, konferanslar oldu mu?

Tabii ki. Hatta ilk konferansa yüksek lisansa başladıktan 2 ay sonra gitmiştim, Boston’a. Amerika’da Fen Eğitimcilerin derneğine ait olan bir konferanstı, yılda 1 kez yapılıyordu. Bölümdeki hocalarımız, arkadaşlarımız o kongreye gidiyorlardı. Bende yeni başlamış olmama rağmen katılmıştım. Orada hem diğer çalışmaları gördüm hem de insanların nerede neler yaptığını gördüm. Makalesini okuduğum birçok insanla orada tanıştım, görüştüm. Benim bir sunumum yoktu o zaman ama daha sonraki yıllarda kendi sunumlarımla da katıldım.

4
Yurt dışındaki kongrelerin nasıl bir avantajı var diye sorarsanız da; literatürü takip ediyorsanız ismini bildiğiniz insanlarla tanışma fırsatı elde ediyorsunuz. Ayrıca kimin nerede, hangi üniversitede, ne yaptığı konusunda bilginiz oluyor. Bunları bilmek güzel… Yılda en az 1-2 konferansa katılıyordum yani döndüğümde toplamda 15-16 konferansa katılmışlığım vardır.
Peki devletin verdiği burs harcamalarınız için yetiyor muydu?

Ben oradayken bekârdım. Burs, Amerika’da bekar yaşayacak birine yetecek bir burstu . Biraz da siz harcamalarınıza dikkat ederseniz hayli hayli yeter.Ama Boston, Chicago veya Los Angeles gibi büyük ve metropolitan yerlerde bulunuyorsanız ve para harcanacak yerleride seviyorsanız biraz zorlanabilirsiniz.

Ne kadar burs veriliyordu?

1100$ gibi bir burs alıyorduk o zaman. Bu da normal bir Amerikalı asistanın aldığı paraydı. Araştırma görevlisinin aldığı para kadar bir burs veriliyordu. Ben maddi bir sıkıntı yaşamadım en azından.O para bana yetiyordu. Ama tabii ki ekstra durumlar, Örnek veriyorum, Türkiye’ye geliş gidiş büyük bir masraftı. Amerika’yı gezip tozayım derseniz bu da masraf. Bunlar için ek gelir getiren işler yapmalısınız.

Siz ek işler yaptınız mı?

Ben oradayken okulun kütüphanesinde çalışıyordum, teknoloji biriminde. Haftada 20 saat kadar. Hocalara teknoloji konusunda yardımcı oluyordum, danışmanlık yapıyordum yani. Bununda bana çok faydası oldu, ücret almam dışında bu sayede birçok derse ücretsiz girebilmiştim. İşte oradan aldığım ekstra parayla da rahatlıkla gezebiliyordum. İki yılda bir Türkiye’ye geliyordum. Oraları gezip gördükçe kültürüne, diline aşina oluyorsunuz. Bu çok faydalı bir durum… Orada gitmediğim yer yoktur, oldukça fazla gezdim. Üniversiteden mezun olduktan sonra hiç İngilizcem yoktu ancak lisansüstü eğitimimden döndükten sonra, konuştuğum kişinin hangi eyaletten olduğunu anlayabilecek kadar İngilizcemi geliştirmiştim.

Fen Lisesi mezunuydum ve Gazi Üniversitesi’nden de Biyoloji Öğretmenliği alanından mezun olmuştum. Dolayısıyla Fen Eğimi üzerine yoğunluk vardı, dil üzerine çok önem vermezdik
Orada ne üzerine yüksek lisans ve sonrasında doktora yaptınız?

İki yüksek lisansım var. Biri kendi bölümüm yani Fen Eğitimi, diğeri Öğrenme Psikolojisinin bir alt dalı olan Ölçme ve Değerlendirme dalı.

İki yüksek lisans birden alınabiliyor muymuş, zaman ve yeterlilik açısından bu sizin için zor olmadı mı? Neden böyle bir zoru seçtiniz?

Zor oldu. Olmaz olur mu? Ama zorluktan korkmamalı insan. Korku başarının önündeki en temel engeldir. Öğrenme Psikolojisi üzerine oldum olası merakım var. Yüksek lisansı bitirip, Fen Eğitimi’nde doktoraya devam ederken “Amerika’ da bir de şu Öğrenme Psikolojisi-Ölçme Değerlendirme üzerine yüksek yapayım” dedim. Dolayısıyla Fen Eğitimi ve Ölçme Değerlendirme üzerine iki yüksek lisansım ve yine Fen Eğitimi üzerine bir doktora eğitimim var.

Yurtdışına gidip doktora yapmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

Mutlaka yapınlar.
Benim küçük kardeşim ben yurt dışına gittiğim süreçte ODTÜ’de İktisat okuyordu. Mezun olduktan sonra Türkiye’de kalmak istedi, ben izin vermedim. “Yüksek lisansını, doktoranı yapabileceksen burada yap, sonra dön” dedim. Kabul etti ve geldi. Master ve doktorasını yaptı. O mastırını bitirdiği dönemde Türkiye’ye döndüm. Ben buradayken de o doktorasını yaptı. 2007- 2008 gibi doktorasını bitirdi. Şu an orada üniversitede yardımcı doçent olarak görev yapıyor.

Oraya gidişin kolay olmadığı gibi dönüşte kolay olmuyor. 6-7 yıllık bir yatırımınız var sonuçta orada. Ben Türkiye’ye döndüğüm zaman 6 yıllık yatırımı bırakıp da geldim. 6 yıl çok uzun bir süre orada farklı bir kültür içerisinde arkadaşlarınız değişiyor, çevreniz değişiyor. Orada çok farklı bir insan oluyorsunuz.

Döndüğünüzde de sanki hayata tekrar başlıyormuşsunuz gibi geliyor. Tabii herkes bunu tercih etmiyor mesela ben döndüm ama kardeşim kalmayı tercih etti. Ama döndükten sonra da dediğim gibi uzun süreli de, kısa süreli de çok seyahatim oldu oraya. Hiçbir zaman da keşke demedim, her zaman “iyi ki yaptım, iyi ki döndüm” diyorum. Belli şeylerden fedakârlık edip belli şeylerden kazanç sağlıyorsunuz…
Yurt dışında lisans eğitimi almayı değil de daha çok lisansüstü eğitim almayı öneriyorum. Bizim üniversitelerimizin lisans eğitimi konusunda daha ciddi olduğunu düşünüyorum. Orada da yüksek lisans, doktora eğitimi daha ciddi. Dolayısıyla kesinlikle tavsiye ederim. Zaten onu yapmadan da gerçek bir üniversite ortamı görmüş olmuyorsunuz. Ülkemizde çok kaliteli üniversiteler de var tabii ama çoğu da ortalamanın altında. Gerçekten üniversite okudum demek için oralarda lisansüstü eğitim almak gerekiyor diye düşünüyorum. İnsana hem profesyonel anlamda hem de kültürel birçok şey katacaktır, ufuk açacaktır.

Aileniz durumu nasıl karşıladı?

O yıllarda yurtdışı özellikle de ABD Türk insanına ulaşılamayacak kadar uzak gelirdi. İnsanlar Avrupa’daki gurbetçilerden dolayı Almanya, Hollanda ve Avusturya gibi ülkelere aşinaydı ancak ABD henüz bugünkü kadar yakın, tanıdık ve ulaşılabilir değildi. İnternet ve bilişim teknolojileri henüz yaygınlaşmadığı için bizim için ABD bir muamma idi. Devlet bursu ile gidiyor olmam elbette ailem için de bir güvence kaynağıydı. Ancak daha önce yakın çevremizde böyle bir tecrübe yaşanmadığı için herkeste bir tedirginlik vardı. İngilizceyi de ancak TOEFL sınavını geçecek kadar hızlı bir şekilde öğrendiğim ve pratik eksikliğinin yanında kültürel bilgi kaynaklarının sınırlı olmasından dolayı beni nelerin beklediğini bilmediğim için bende de belirgin bir tedirginlik vardı. Ancak bunlar ben gitmeden önce babamın sarf ettiği tarihi sözler ile son buldu: CESUR OL. Şaka bir yana o yıllarda bugünkünden çok farklı bir Türkiye vardı. İletişim kanalları bugün olduğu gibi açık ve ulaşılabilir değildi. Açıkçası uçağa binip ABD’ye gittiğim de oraya vardığım zaman nereye gideceğimi planlamamıştım. Üniversitenin bulunduğu State College havalananına vardıktan sonra düşünmeye başladım bu konuları. Bu örnek bile Dünya’nın o günden bugüne nasıl küresel bir köy haline geldiğinin bir göstergesi olarak bize çok şey anlatıyor.

Hobileriniz nedir?

Seyahat etmeyi çok severim. Zaman buldukça imkânlar dâhilinde yurtiçi ve yurtdışı seyahatlere çıkmaya çalışırım. Bunun yanı sıra sinema filmleri izlerim. İyi bir Beşiktaş’lı olarak futbol ligini takip ederim. Ayrıca ABD’de iken devamlı izlediğim Amerikan Futbolu liglerini ve NBA ligini takip ederim.

Bizde yakında yurt dışına çıkacağız buyrun sizi götürelim diye Mustafa beye espiri yaptığımızda “eğitim öğretim içinse giderzi ama siz ne için gideceksiniz” diye sordu. Bizde Türk ürünlerini Kuveyt’te tanıtmak amaçlı Türk Ürünleri Fuarı düzenliyoruz Türkiye firmaları orada kendi ürünlerini tanıtma ve yeni iş anlaşmaları yapma imkanına kavuşacak deyince; çok güzel bir düşünce, Türk ürünlerinin kalitesi belli, bizim tek eksimiğiz reklam, kendimizi Dünya’ya tanıtamıyoruz ama bu fuar işi bu konuda faydalı olur. Güzel bir çalışma. Kuveyt pazarı da güzel, umarım Türk firmaları bunu kaçırmaz, ülkemiz adına başarılar dilerim. dedi

Röportaj: Mehmet Zekyaya

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
DİĞER BİYOGRAFİLER
SON DAKIKA