Medya Hatay Haber

Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan
COVID-19 Salgınında SON DAKİKA Gelişmeleri
#BizBizeYeteriz Türkiyem! Korona yaz 8119'a gönder 10 TL bağışta bulun

HATAY TABİATI EMİN ELLERDE

HATAY TABİATI EMİN ELLERDE
46 views
20 Ekim 2020 - 9:27

Mustafa Kemal Üniversitesi, Veteriner Fakültesi  öğretim üyesi olan Prof. Dr. Yaşar Ergün, aynı zamanda Hatay Tabiatı Koruma Derneği adı altında Hatay’ın doğasını ileriye taşıyabilmek için çalışmalarını sürdürüyor.

MedyaHatay muhabirine yaptığı özel röportajda bu işe nasıl başladığını ve Hatay Tabiatı Koruma Derneği olarak yaptıkları projelere değinen Ergün, “İlgi alanım doğa, doğa koruma ve dağcılık. 15 yıla yakın Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun Hatay İl Temsilciliği’ni yaptım. Bu arada tabi Hatay’da yürüyerek gitmediğim hiçbir yer yok, dağlar dahil olmak üzere. O dönemde epey bir dağcı yetişti. Ondan sonra Üniversite’de kurucusu olduğum Amanos Dağcılık Topluluğu vardı. Uzun yıllar devam etti ve sonra kapatıldı. Burada uzun süre 4 yıl kadar  Acil Yardım Afet yönetiminde  teknik dağcılık, teknik arama kurtarma, acil durum yönetimi, doğada hayatta kalma gibi dersler verdim. Doğa koruma çalışmalarına burada ilk kurumsal olarak üniversitedeki Antakya Doğa Araştırma Topluluğu (ADAT) diye bir topluluğumuz vardı. Hatay’da ne var ne yok hepsi kayıt altına alındı. Kayıt altına alındıktan sonra sene 2006’da TUBİTAK’ın doğa eğitim projelerini yapmaya başladım. Ama onun öncesinde 2006’ya kadar Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun bütün eğitimlerini başarıyla bitirmiştim. 2006’da burada Amanoslar Doğa Okulu diye bir okul açtım, TUBİTAK projesi olarak. Ve orada çocuklara doğayı nasıl öğretmemiz gerektiğine dair öğretmenlere ders verdim. 2006 yılında başlayan doğa eğitimleri 2010 yılına kadar devam etti. Biz Hatay’ın doğasını dershane olarak kullanıp, sınıfta ders olmamak kaydıyla yapıyorduk. Su altı derslerini gerçekten su altında yaparak, hepsine tüp, dalış elbisesi takarak, eğitmenlerle uygulamalı bir şekilde yapıyorduk” ifadelerini kullandı.

Hatay’da gerçekleştirdiği bir ilki anlatan Ergün, “2008’de ilk kez daha önce 2000 yılından bildiğim sınır bölgesinde ceylanlar vardı. Sınır bölgesindeki ceylanların varlığını sadece duymuştum ama fotoğraflayacak imkanım yoktu. O imkanım olduktan sonra araba parasına yaklaşık değerde bir ekipmanla bu işe girişmiş olduk. Bu konuda TUBİTAK’ın desteğini göz ardı etmemek lazım. 2008 şubatında ben ilk defa Hatay dağ ceylanını yaşam alanında fotoğrafladım. Tabi benim bir şansım daha vardı, o zaman onun adı Hatay dağ ceylanı değildi, ceylandı sadece. Hangi tür olduğunu bilmiyorduk ama ben Ceylanpınar Tarım İşletmesi’nde doktora yaptığım için oradaki misafirhanenin 5 metre arkası ceylan üretim istasyonuydu. Urfada’ki ceylanlarla, Hatay’daki ceylanlar fiziksel olarak çok farklıdır. Çok rahat ayırt edebilirsiniz. Ben ilk fotoğrafları çekip memeli çalışan biyolog arkadaşlara gönderdiğimde, ya dediler sen bu fotoğrafı ilk çektiğin için heyecanlanıyorsun, bunlar Urfada’ki ceylanlarla aynıdır dediler. Sonra ben o zaman Doktor Tolga Kankılıç’a durumu bahsettim. Sınırda ceylanlar var, bunlarla ilgilenir misin dedim. Sağ olsun Tolga hoca bunlardan örnek toplayıp genetik analiz yaptırdı ve yurtdışından da destek alarak bu iki türün farklı olduğunu teyit ettirdi. 2008 yılında ceylanları ilk fotoğrafladıktan sonra bölgeye ilgi duymaya başladım. Oradaki insanlarla, askeri bölgedeki kişilerle sık sık görüşmeye başladım. Benim yaptığım ilk sayımda yaklaşık 105 tane ceylan gözlemledim. 2 sene sonra Orman Bakanlığı Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü sayım yaptığında da 113 gibi benimkine yakın bir rakam çıkarttı. Bu sırada TRT 2 bölümlük bir belgesel yaptı. Aynı zamanda ulusal ve yerel bütün haber kuruluşları haber yaptı, burada özel bir ceylan olduğu için. Orman Bakanlığı 2011’de ilk defa oraya Hatay Dağ Ceylanı Üretim İstasyonu yaptı. 2019 yılında Cumhurbaşkanlığı kararıyla 135 kilometrelik alan Hatay Dağ Ceylanı Av Yaban Hayatı Koruma Sahası ilan edildi, orası artık korunan alan oldu” cümlelerine yer verdi

Şimdilerde projelerini yürüttüğü derneğe de değinen Ergün, “Hatay Tabiatı Koruma Derneği olarak daha çok sulak alanlarla ilgileniyoruz. Gölbaşı Gölü, Amik Gölünün son kalıntısıdır. Hiçkimse bilmez Hatay’da. Onunla ilgili Hatay Büyükşehir Belediyesi bize çok destek çıktı. Şu anda o göl kuruyordu ona çare bulduk. Biz bu sulak alanlarla niye ilgileniyoruz çünkü sulak alanlar canlılığın, kuş göç alanları üzerinde çok önemli bir alan olduğumuz için, buraların büyük olması, sürekli sulak olarak devam etmesi doğa açısından inanılmaz bir imkan. Aynı zamanda ilgilendiğimiz başka bir mevzu Asi Nehri. Artık kokmuyor o konuda bir sıkıntımız kalmadı ama insanların günlük yaşam alanına sokmamız gerekiyor nehri.  Tuna nehri, içinden geçtiği şehirlere hayat verir ama bazı üzerine yaptığımız köprüler hariç asi nehriyle bir iletişimimiz yok. Asi’de balık tutan birilerini görüyor muyuz? Çok nadir. Onun haricinde Amanos Dağları sadece yandığında baktığımız bir yer. Amanos Dağları, çok büyük bir değer. Dünya’da üç iklim kuşağının birleşiminde olan bir yer ve bundan bu şehirde yaşayan insanların haberi yok. 3 yıl önce Antakya Kaymakamlığı’nın bir projesi vardı. Amanos Yürüyüş Yolu diye. Yürüyüş yolunun planlanması işini ve kitabının yazılması işini ben yaptım. Amanos yolu diye bir yol yapıldı. Ama güvenlik kaygılarıyla yolu işaretleyemedik. 153 kilometrelik bir yol” dedi.

“HATAY’DA DA SIRT ÇANTALILAR GÖRMEK İSTİYORUZ”

“Yürüyüş yolları, ekoturizmin çok önemli birleşenlerinden bir tanesi. Ne zaman bir yerlere sırt çantalılar gelmeye başlarsa oranın dünya turizm geleceği çok parlaktır. Hatay’da da sırt çantalılar görmek istiyoruz.”

Hatay’daki özel yerlere değinerek konuşmasına devam eden Ergün şu cümlelere yer verdi:

“Hatay’da olmayan şey yok. Korunan türlerin en fazla olduğu yer Hatay. Biki biyo çeşitliliği açısından burası çok önemli. Burada dağ keçisi var, burada ayı var, burada karaca var, burada oklu kirpi var, burada sırtlan var, ne ararsanız var. Hatay tabiiki de bir sanayi şehri de olmalı ama sanayiyle doğa iç içe de gidebilir. Hatta sanayi buna katkı da bile bulunabilir. Sadece sanayi bir bölgede bir şey yapacağı zaman oranın doğadaki canlılara zarar verip vermeyeceğini düşünmesi lazım. Hatta leçelik alana organize sanayi bölgesi yapılması istendi, halbuki leçelik alanın altında bir yeraltı gölü var. 1,5 milyonluk şehrin DSİ verilerine göre tema su ihtiyacını hiçbir arıtma sistemine tabi tutmadan karşılayacak bir kaynak var orada. Onun üzerine organize sanayi bölgesi yapmak çok akıllıca değil. Hatay sadece 20-30 sene değil, binlerce sene var olacak. Çocuklarımız için bu çok önemli. Doğayı atıp yırttıktan sonra geri oluşturmak gibi bir şans yok.”

“HATAY TABİATI KORUMA DERNEĞİ OLARAK TEK İŞİMİZ BİR ŞEYLERE İTİRAZ ETMEK DEĞİL, AYNI ZAMANDA FİKİR DE ÜRETMEKTİR”

“Dernek olarak elimizde pankartlı eylem şekilde bizi göremezsiniz, buna hiç gerek yok. Bir yerde bir problem varsa ana kaynağı nedir, bunu nasıl çözebiliriz bu şekilde yoğunlaşıyoruz. Tabiata yapılan saldırılar zulümdür ve o zulmü duyurmak Hatay Tabiatı Koruma Derneği’nin vazifesidir. Yapıcı olarak o zulmü duyururuz. İlgili kişiler kimse gidip onlarla ciddi ve akademik bir şekilde sunum hazırlayıp sunarız. Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen akademisyen hocalarımızla takım elbiselerimizi giyip Vali beyle, Kaymakam beyle veya ilgili kişi kimse 1 saatlik randevu talep ederiz, karşı tarafa yansıtır onlara 1. ağızdan profesör vasıtasıyla sunarız. Şimdiye kadar bizim sunum yapıp da, ikna edemediğimiz kimse olmadı. Hiç kavga etmedik. Aynı zamanda karşı çıktığımız kişilere ve yerlere alternatif alanda ürettik. Şu alan daha uygundur şeklinde. Hatay Tabiatı Koruma derneği olarak tek işimiz bir şeylere itiraz etmek değil, aynı zamanda fikir de üretmektir. Hatay Tabiatı Koruma Derneği’nin imkanları yok, belli değil. Üye aidatları haricinde neredeyse bizim hiçbir yerden desteğimiz yok ürettiğimiz projeler dahil olmak üzere. Bu işin çoğunu kendi cebimizden yapıyoruz. İmkanlar olmayabilir ama ortada yaptıklarımızın bir sonucu var. Kimin haberi var gölbaşı gölünün uluslararası sulak olduğundan? Takdir bekleme gibi bir derdimiz de yok. Kimseye de bizi takdir etmediler diye kızgınlığımız da yok. Çünkü o bizim işimiz. O bölgede bir problem varsa, çözüm üretmek ve  o çözümü takip edip nihayete erdirmek bizim görevimiz.”

 

Son olarak çıkan yangınlara değinen Ergün, “Amanos Dağları’nı faaliyete açmamız gerekiyor. Eğer dağa, doğayı seven insanlar, ekolojiyi bilen insanlar gitmezse orayı kötü amaçla kullanmak isteyen insanlar gider. Sırt çantalılar doğaya çıktığı takdirde yangınlarda biter, art niyetli insanlarda ortadan kalkar” diyerek konuşmasını tamamladı.

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

google.com, pub-4022191149878674, DIRECT, f08c47fec0942fa0
%d blogcu bunu beğendi: